Uyarıyorum: Bu Sürecin Sonu İç Savaş Olabilir!

Önce şunu söyleyeyim… Beni bilen bilir. Yayınlarımı izleyenler de… Ben, Kürtlerin bireysel ve kolektif haklarını savunan, Türk-Kürt eşitliğini temel alan bir gazeteciyim.

Her türlü ayrımcılığa karşı çıktım, çıkıyorum. Bunu yayınlarımda da sıkça dile getiriyorum. Ama şimdi gördüğüm bir tehlikeyi, susarak geçemem.

Çünkü bu topraklarda, sustuğumuz, yaşananlara göz yumduğumuz için oluk oluk kan aktı. Bu toprakların acılarına dilsiz kalırsak, tarih bize çok ağır bir bedel ödettirir.


Tarihi Bir Süreç, Büyük Bir Tehlike

Bu yayını uzun zamandır yapmayı düşünüyordum. Komisyonun kurulduğu şu dönem, tam zamanı dedim.

Uyarıyorum: Bu sürecin sonu iç savaş olabilir!

Türkiye bir süreden beri tarihi bir sürece girdi. Kronik sorunumuz olan Kürt sorununun çözümü için adımlar atıldı. Ama maalesef bu adımın atılması kendi iç dinamiklerimizle değil, dış dinamiklerin zorlamasıyla oldu.

Keşke bu sorunun çözümü adına atılması gereken adımları kendi iç dinamiklerimizle atabilseydik.

Umut ederim bu sorun, bu sürecin sonunda çözülür ama benim ciddi endişelerim var. Sürecin iç dinamiklerden başlamaması beni endişelendiriyor. Tarafların birbirine güzellemeler yapması, gerçek bakış açılarının bu olmadığı gerçeğini bize unutturmasın.


Kışkırtıcı Dil ve Hoyrat Siyaset

Asıl büyük endişem ise sürecin, toplumsal hassasiyetlerin üzerine basarak, kışkırtıcı bir dil ve hoyrat bir siyasetle yürütülüyor olmasıdır.

Biraz açayım. Gerek Bahçeli, gerek DEM Partisi, gerekse PKK, züccaciye dükkanına girmiş fil gibi davranıyorlar. Ne söylediklerinin farkındalar, ne de neden olabileceklerinin.


40 Yıllık Acı

40 yıldır devam eden bu kirli savaş, bu ülkenin hafızasında binlerce şehit, on binlerce gazi, yüz binlerce yaslı aile bıraktı. Hem Türk tarafından hem de Kürt tarafından… Çok acılar çekildi.

Kürt tarafında acının artık dinmesi, kan akmamasının duyarlılığının daha yüksek olduğu söylenebilir. Bu sebeple süreç, Kürtlerin büyük bir kısmı açısından temkinli bir iyimserlikle karşılandı.

Ama bir de meselenin Türk toplumu tarafı var.


Toplumun İki Yakasındaki Duygular

Türk toplumunun bu süreçte, Kürt toplumu ile tamamen aynı duyguları taşıdığından emin değilim.

Özellikle:

  • Şehit ve gazi aileleri açısından,
  • Kirli savaşın aparatı olarak kullanılmış güvenlik mensupları açısından,
  • PKK’nın infaz ettiği kişilerin aileleri açısından…

Bu insanların gözlerinin içine baka baka, daha neyin konuşulabileceğini bile tartışmadan, “Sayın Öcalan” cümleleriyle, “kurucu lider” tanımlamalarıyla, “meclise gelsin konuşsun” çağrılarıyla süreç başladı.

Bu kadar kontrolsüz, bu kadar dikkatsiz bir başlangıç, ancak sonu felaketle bitecek bir hikâyenin ilk cümleleri olabilir.


Toplumun Ruhunun Parçalanması

Toplumun ruhu paramparça… Türkler de Kürtler de bu süreçten çok yıprandı.

Eğer kalıcı barış istiyorsak, PKK ile savaşmış şehit ailelerini, sakat kalmış gazileri, güvenlik güçlerinin psikolojilerini dikkate almamız lazım.

Gencecik yaşta ellerine silah verilen askerlerin, güvenlik görevlilerinin bir kısmı sakat kaldı, bir kısmı arkadaşlarını gözlerinin önünde yitirdi. Çözülmek istenmeyen bir sorunun sonucundaki kirli bir savaşın malzemesi yapıldılar.

Evet, bu cümleyi tekrar edeyim: Çözülmek istenmeyen bir sorunun sonucundaki kirli bir savaşın malzemesi yapıldılar.


“Madem Bu Kadar Kolaydı…”

Bugün o insanlar, onları cepheye sürenlerin Öcalan için şiir yazdığını, onu meclise davet ettiğini, yıllardır savaştıkları kişiyle aynı masada poz verdiğini izliyorlar.

Ve soruyorlar:
“Madem bu savaşı bitirmek bu kadar kolaydı, bir günde geçmiş söylemlerden dönmek mümkündü… O halde bizleri neden bu kirli savaşın içine sürdünüz, hayatlarımızı neden bu kadar kolay harcadınız?”

Elbette derler… ve diyorlar da.


PKK Tarafından İnfaz Edilen Kürtler

Ve bir de bu ülkede PKK tarafından infaz edilmiş Kürtler var. Kimsenin bahsetmediği bir gerçek olarak önümüzde duruyor.

İnfaz edilenlerin ardında kalan dul eşler, yetim çocuklar, mezar taşına bile kavuşamayan aileler… Onlar bu süreçte ne hissediyor, düşünen var mı?


Acıları Tanımadan Barış Olmaz

Süreci yürütmek istiyorsanız, önce bu toprakların acılarını tanımalısınız. Türk’üyle Kürt’üyle…

Asit kuyularında yakılan Kürtlerin ailelerinin acılarına kadar bütünüyle kuşatıcı olmalısınız.

Jitemcilerin baştacı yapıldığı, ekran ekran gezdirildiği bu ülkede mazlumların duygularını hesaba katmak zorundasınız.

Bu ülkenin bütününün duygularını, öfkelerini, kayıplarını, hayal kırıklıklarını görmeden hiçbir çözüm mümkün değil.


Öcalan Gerçeği

Evet, açık konuşalım: Kürtler içinde çok geniş bir kesim Öcalan’ı bir lider olarak görüyor. Hatta onun için kendini yakacak insanlar da var.

Bunu görmemek de, inkâr etmek de körlüktür. Onlar için Öcalan efsanevi bir lider, bir önder.

Ama aynı zamanda bu ülkede Öcalan’ı affetmeyen, ona öfke duyan milyonlarca insan da var. Üstelik sadece Türkler değil, Kürtlerden de…

Ve bir çözüm sürecinde Öcalan’a tüm Kürtlerin temsilcisi muamelesi yapmak, yangının üzerine benzin dökmektir.

Elbette iktidarın “terörsüz Türkiye” hedefi varsa, Öcalan’la görüşecektir.

Bu sürece Öcalanının çok önemlidir, bunu da belirteyim. Ama mesele Kürt sorununu çözmekse, Öcalan’la sınırlı bir masa, bu halkın vicdanını ikna edemez.


DEM Partisi bu açıdan baştan hataya düştü. Süreç başlar başlamaz, daha dakika bir… saniye bir… Öcalan’ın özgürlüğünü sahneye sürdüler.

Daha geçenlerde DEM Parti, Öcalan’ın Şanlıurfa’da doğduğu evin bahçesinde etkinlik düzenledi.

DEM Parti için, lidere sadakat açısından anlaşılabilir bir durum. Ama Öcalan faktörünün, toplumun büyük bir kesimindeki imajını göz ardı edemezsiniz.


Oysa bu mesele, nakış nakış işlenmesi gereken, kelimesi kelimesine dikkat edilmesi gereken bir mesele.

Kürt ve Türk mağdur ailelerine DEM ve diğer partilerin vekilleri birlikte gidip ziyaret etmeli. İkna edilmeli, gönülleri alınmalı. Anadolu karış karış gezilmeli.

Toplumun 40 yıldır oluşmuş hassasiyetlerinin üstüne basarak değil, daha dikkatli bir dil kullanılmalı.


Bu ülkenin yeni bir kan gölüne daha tahammülü yok.

Eğer bu hassasiyetler dikkate alınmazsa, gerçekçi yasal ve anayasal adımlar atılmazsa ve bu süreç de daha öncekiler gibi başarısız olursa… Ülke kan gölüne dönebilir.

Dikkatsiz dilin biriktirdiği öfkeler sokaklara taşabilir. İşte o zaman Türkiye korkunç bir döneme girer.

Uyarıyorum: Bu sürecin sonu iç savaş olabilir!

Yazının video hali https://youtu.be/2zda5utbgAs

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir