Bir bebek düşünün…
Daha iki günlük…
Hayatının ilk nefesini alan, annesinin kokusundan başka hiçbir şey bilmeyen bir bebek…
Bugün Türkiye’de, Edirne L Tipi Cezaevi’ne gönderildi.
Adı yok daha… ama hücre kapısı var.
Suçu yok… ama cezası var.
Onun tek “suçu”, cadıavına muhatap bir öğretmenin bebeği olmak.
O öğretmenin o annenin adı Merve Zayım
Merve Zayım’ın suçu ne?
Ne bir cinayet, ne bir hırsızlık, ne bir gasp…
Sadece Gülen Hareketi’ne üye olduğu iddiası.
Bir fikir, bir aidiyet, bir kimlik yüzünden…
Suçlu olduğu için değil, siyasi iktidarın intikamı için orada.
Kucağında 2 günlük bebeği ile bugün hapishanede.
Düşünün…
Dokuz ay boyunca karnında bebeğini taşıdı.
Her kontrolde, her sancıda, her tekmede… özgürlük hayali kurdu.
Avukatı tahliye istedi, defalarca…
Ama Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesi hakimi beş kez reddetti.
Evet Beş kez!
Bir hâkim ısrarla dayattı:
“Doğursun ama cezaevinde kalsın!”
Ve öyle oldu.
Mahpusken doğum yaptırdılar.
İki gün lohusalık hakkı verdiler.
Sonra kucağındaki bebekle birlikte Edirne Cezaevi’nin demir kapısından içeri yolladılar.
Rejim kudretini lohusa bir kadını ve kucağında iki günlük bebeği hapse göndererek gösterdi.
Yasalar diyor ki
Hamile kadın hapse konulmaz.
Yeni doğum yapmış annenin cezası ertelenir.
Ama bu ülkede böyle olmuyor.
Merve Zayım suçlu değil.
O, sadece iktidarın intikamına hedef olmuş bir kadın.
Bir anne.
Bir öğretmen.
O iki günlük bebeğin çığlıkları şu an hapishane duvarlarında yankılanıyor.
Ne zaman ki o bebeklerin çığlıkları bu ülkenin vicdanında yankılanacak
İşte o gün, adalet geri dönecek.
Ve o gün geldiğinde kimse, iki günlük bebekleri zindanlara kapatan bu utancı unutturamayacak.
Bu ülke anneleriyle birlikte bebeklerini hapse atan bir devletin gölgesinde yaşayamaz, yaşamamalı.
Ya insanlık kazanacak ya da bizler insanlığımızı kaybedeceğiz
Bunun ortası yok!