Diplomatik Rezalet: Pedofiliye Büyükelçilik Zırhı
Bir ülkenin çöküşünü bazen bir belge anlatır.
Tel Aviv’de, Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği’nin mühürlü kağıdına düşen birkaç satır, bütün bir rejimin nasıl çürüdüğünü gözler önüne seriyor.
Kibar bir dille yazılmış o yazıda, Türkiye devleti bir adamı sahipleniyor.
Onu mahkemeye götürme sorumluluğunu üstleniyor.
Onu Büyükelçilik duvarlarıyla koruyor. O adama kefil oluyor.
Peki Kim bu adam?
İsrail polisi, Tel Aviv’de bir plajda, soyunma kabininde elbiselerini değiştiren kız çocuklarını telefonuyla gizlice kaydederken yakaladı onu.
Adı Ömer Sefa Köse.
Türkiye Cumhuriyeti Tel Aviv Büyükelçiliği personeli. Yani bir diplomat.
Yani dokunulmaz. Yani rezaletin en korunaklı hali.
Ama işin asıl çürüğü burada başlamıyor. Bu adam sadece bir sapık değil. Aynı zamanda 15 Temmuz gazisi.
Nasıl iyi mi?
Küçük kız çocuklarının soyunma kabinlerinin önünde yakaladılar onu.
o da AKP’nin “kontenjan gazilerinden” biri.
“Gazi” sıfatıyla Dışişleri Bakanlığı’na yerleştirilen, liyakatten nasibini almamış, ama sadakatiyle rejimin gözülen girmiş yeni bir memur türü.
Kimi dolandırıcı çıktı, kimi torpilli, kimi başka rezilliklerle adını duyurdu.
Şimdi de elimizde bir pedofil var.
Üstelik onu görev yerine gönderen Türkiye Cumhuriyeti.
Üstelik görev yaptığı yer bir büyükelçilik.
O sapık 15 temmuz gazisi bir diplomat.
Peki bu adamı kim sahipleniyor?
Tel Aviv’deki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçiliği.
Tarih: 26 Temmuz 2025.
Belge açık: “Sayın Ömer Sefa Köse’nin mahkeme süresince duruşmalara katılımını biz garanti ediyoruz, süreç boyunca da elçiliğimizde kalacak.”
Yani Türkiye, bir sapığa siper oluyor.
Diplomasinin örtüsüyle ahlaksızlığı örtmeye çalışıyor.
Ama belge sadece bir savunma değil; bir itiraf.
Türkiye Cumhuriyeti’nin bir pedofiliyi nasıl bağrına bastığını gösteren soğuk, resmi ve rezil bir itiraf.
Dönemin Dışişleri Bakan Yardımcısı Yavuz Selim Kıran, 2021 yılında bu adamla çekilmiş bir fotoğrafı paylaşmış ve altına şunları yazmış.
“Bakanlığımızda birlikte görev yapmaktan onur duyduğumuz 15 Temmuz gazilerimizle… Aziz şehit ve gazilerimize sonsuz minnet ve şükranla.”
Aferin size.
15 Temmuz sonrası pırıl pırıl insanları ihraç ettiler.
Akademisyenleri, diplomatları, yargıçları, öğretmenleri kapının önüne koydular.
Kimilerini zindanlara attılar, kimilerini mezarlara.
Yerlerine işte bu rezileri yerleştirdiler. Bu adamlara maaş bağladılar. Makam verdiler.
Koruma verdiler. Dokunulmazlık verdiler. Çünkü bir rejim kendine benzeyeni sever. Ve çürüme her zaman yukarıdan aşağıya yayılır.
Bugün Tel Aviv’deki bir diplomatik skandal değil sadece bu. Aynı zamanda bir fotoğraf.
Türkiye’nin, 15 Temmuz sonrası nasıl bir bataklık kurduğunun fotoğrafı.
Ve bu bataklığa nasıl sapıklar, sahtekârlar, torpilliler doluştuğunun fotoğrafı.
15 Temmuz onlar için bir “temizlik” değil, bir “yağma” günüydü.
O gün bu ülkenin onurunu, adaletini, ahlakını yağmaladılar.
Kimisi saray üzerinden, kimisi bakanlıklar üzerinden, kimisi ihaleler üzerinden, kimisi vakıf adıyla, kimisi gazi sıfatıyla, kimisi bürokrasi kılığında.
Düzmece gaziliklerle devlete hortum dayadılar. Tabanlarına geçip kapısı açtılar.
15 temmuz iktidar için iki taraflı öten Halep düdüğü oldu.
Bir taraftan kendilerine biat etmeyen gülen hareketini tasfiye ettiler, hapishanelere tıktılar,
Bir taraftan da muhalif kim varsa mallarına çöktüler, nerede it kopuk, sapık pedofili varsa devlete doluşturdular. Bürokrasiye yerleştirerek tabanlarına ekmek kapısı açtılar.
Bundan sonra daha çok yaşayacağız bu rezaletleri.