Mücahit Birinci, AK Parti’den kesin ihraç istemiyle disipline sevk edildi.
Resmî gerekçe ne?
İBB soruşturmasında tutuklu işadamı Murat Kapki üzerinden siyasi nüfuzunu kullanarak menfaat temin etmeye çalışmak.
Yani özetle: “Parti gücünü kullanıp para istemişsin” diyorlar.
Yani AKP bu iddiayı doğruluyor.
Evet bu işlere girdi diyorlar.
Ve ipini çekiyorlar.
Birinci de zaten hemen istifasını verdi.
Erdoğana Müminlerin Emini demeyi de ihmal etmedi.
Ne zaman ihtiyaç olursa da liderimin yanında durmaktan terettüd etmeyeceğim dedi.
Bu önemli yine görev bekliyor demek.
Bir de tüm kardeşlerime hakkım helaldir dedi.
Neyse
Ama işin aslı bundan ibaret mi? Tabii ki değil.
Mücahit Birinci’nin başına bunların gelmesinin asıl sebebi, 2 milyon doları sadece kendisi için istemesi.
Yukarıyla paylaşmayı bilmeyince, yukarıdan habersiz iş çevirmeye kalkınca “Reis ipini çekti”.
Bu kadar basit.
Çünkü bu rejimde kural çok açık: “Pastadan payı en tepedekiler almadan kimse lokmayı yutamaz.”
Şimdi bakın, burada çok kritik bir nokta var.
Bu tür ihraçlar genellikle parti içindeki küçük balıklar için olur.
Büyük balıklara asla sıra gelmez.
Küçük balık hata yapar, yalnız kalır, günah keçisi ilan edilir.
Ama büyükler, asıl payı yiyenler, yukarıyla aynı sofraya oturanlar korunur.
Mücahit Birinci gibi isimler ise kolayca harcanır.
Birinci’nin yaptığı nedir? Mağdurları yolmak, mallarına çökmek, güçsüzü ezmek…
Yani aslında bu rejimin rutin pratiği. AKP iktidarı yıllardır bunu yapıyor.
Birinci sadece kendi payına düşeni yaptı o kadar.
Ve şimdi Erdoğan, Birinci’nin ipini çekerek sanki partinin elini temizliyormuş gibi bir görüntü vermeye çalışıyor.
Ama unutmayalım: O el çoktan kirlenmiş bir eldir.
Ne yaparlarsa yapsınlar, ne kadar göstermelik disiplin kararı alırlarsa alsınlar, o elin üzerindeki kir artık silinmez.
Kısacası mesele Mücahit Birinci değil. O sadece küçük bir parça.
Asıl mesele, rejimin tamamının bu düzen üzerine kurulmuş olması.