Erdoğan’ın Aparatı Olmak yada Olmamak İşte Bütün Mesele!

Erdoğan’ın Aparatı Olmak yada Olmamak İşte Bütün Mesele!

 

‘F..Ö’ kavramını kullanmaktan çekinmeyen ve Erdoğan’ın medya aparatı olmadığını iddia eden gazetecilere bir çift sözüm var.

Herkesin çok iyi bildiği gibi bu iğrenç kavram Erdoğan’ın icadı.

Hizmet Hareketi’nin başlangıcı olarak 1970’li yılların başını kabul edebiliriz. O günlerden bu yana Hareket, okullar, yurtlar, dershaneler açtı, öğrencilere burslar verdi, gazetecilik yaptı, televizyonculuk yaptı.

Bırakın eline silah almayı, hücum edenlere karşı tek taş bile atmadı.

Kaldı ki bu hücumlar Hizmet Hareketi’nin tarihçesi açısından hiç eksik olmadı. 1971 ve 1980 darbesi sonrası ve 28 Şubat sürecinde yapılan baskılar, linç kampanyaları birbiri ardına hep devam etti.

O kadar baskıya ve haksızlıklara, hakaret ve iftiralara rağmen bırakın şiddete müracaat etmeyi üslubunu bile bozmadı.

İşte en son örneği 2003 Aralık ayı sonu itibarı ile başlayan ve hiç dinmeyen cadı avı süreci.

Devletin bütün güçleri el birliği ile üzerine çullandı. Hizmet gönüllüleri ellerine Kuran’ını, Cevşenini aldı, adliye önlerinde dua etti. Ne bir taşkınlık, ne bir şiddete müracaat. Hep yasalar içinde kaldı.

Risale-i Nur’un temel düsturu olan ‘müspet hareketten’ asla ayrılmadı.

Derken 16 Temmuz Darbe tiyatrosu gerçekleştirildi. MİT tarihinin en büyük kumpasıydı bu.

Erdoğan kendi ifadesi ile ‘Allah’ın lütfu’ olan bu kumpas sayesinde Hizmet Hareket’inden geriye ne varsa ezip geçti. Yapılmayan zulüm kalmadı. hapisler, işkenceler, şüpheli ölümler, infazlar, mallara el koymalar birbirini izledi.

Hizmet Gönüllüleri yine müspet hareket içinde kaldılar. Bulabilirlerse avukatlarla mahkemelerde kendilerini savunmaya çalıştılar.

Dünya alem iyi bilir ki ve Hizmet’in tarihçesi de şahittir ki Hizmet Gönüllülerinin şiddete müracaat ettiği görülmemiştir.

Peki nasıl oluyor da Türkiye’de Hizmet Hareket’i terör ile yan yana getirilerek ‘f..ö’ gibi çirkin bir yafta ile yaftalana biliyor?

Hizmet Hareketi’nin terör örgütü ilan edilme sürecine kısaca bakalım.

Her şey 2013 yılında Erdoğan’ın ‘sizi bir savcı iki polisle terör örgütü ilan ederim’ tehdidi ile başladı. Erdoğan Hizmet Hareketi’nin kendisine biat etmediği için bu tehdidi yapmıştı. Bu tehdide rağmen Hizmet Erdoğan’a biat etmedi.

2013’ten, ‘Fethullahçı Terör Örgütü’ ifadesine giden süreç içerisinde Erdoğan basamak olarak yeni kavramlar üretti. Bunlardan ilki ‘paralel yapıydı.’

2 Ocak 2015 MGK‘sında alınan ‘tavsiye kararı’ Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği’ne gönderildi. Paralel Devlet Yapılanması bir tehdit unsuru olarak resmen Kırmızı Kitap’ta yerini almış oldu.

Ürettiği ikinci kavram ise ‘legal görünümlü illegal yapı’ oldu. Ama bu kavramlar Erdoğan’ı asla kesmiyor, tatmin etmiyordu. 2013’de ‘sizi bir savcı iki polisle terör örgütü ilan ederim’ sözü hala havada duruyordu. Terör örgütü diyemediği için de  hareketin üzerine istediği gibi gidemiyordu.

 

Hizmet Gönüllülerinin evlerine silah koymayı, Öcalan’ın posterlerini asmayı denediyse de, “bunlar PKK ile aynı kategoride dediyse de olmadı.”

 

Erdoğan 1 Mayıs 2016 tarihinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen İlim Yayma Cemiyeti’nin 65. Kuruluş Yıl Dönümü Tören’inde  “dedik ki legal görünüm altında, illegal yapılanma içerisinde olanlar ki şimdi onu daha da değiştireceğiz. O da şu; illegal terör yapılanması veya illegal terör örgütü diyecek ve bu şekilde de üzerlerine gideceğiz” diyerek ilk adımını atmış oldu.

 

27 Mayıs 2016 Kırşehir Ahilik kutlamalarında ise Hizmet Hareketi’ni terör örgütü ilan etme konusunda yapacağı nihai hamleyi açıkladı.

 

“Dün yeni bir karar daha aldık, ‘Legal görünüm altındaki illegal terör örgütü’ dedik. ‘Fethulahçı Terör Örgütü’ olarak tavsiye kararı aldık Hükümete gönderdik ve Bakanlar kurulu kararını bekliyoruz. Bunların terör örgütü olarak tescilini gerçekleştireceğiz. Bunlar PYD, PKK neyle aynı kategoride yargılanacaklar.”

Hizmet Hareketi artık Erdoğan’ın emri ile ‘resmen’ terör örgütü olmuştu.

İşte size Hizmet gibi barışçıl bir eğitim hareketinin terör örgütü ilan edilme süreci.

İş böyle iken Erdoğan’ın medyadaki aparatı olmayan, demokrat olduklarını iddia eden gazetecilerin, az kalmış olsa da gazete ve haber sitelerinde F..Ö” kavramını kullanmalarına ne diyeceğiz?

Erdoğan’ın üretimi olan bu kavramı kullanmakta hiç mi rahatsız olmuyorlar?

Hizmet Hareketi ile terörü nasıl yan yana getirebiliyorlar.

Kadınlara, öğretmenlere, esnaflara, memurlara, gazetecilere, işkence ve  soykırım yapılırken, hapislerde çürütülürken, insanlık dramları yaşanırken bu ifadeyi kullanmaktan hiç mi utanmıyorlar?

Erdoğan’ın topluma dayattığı bu ifadeyi kullanırken ne duruma düştüklerini, gelecekte nasıl anılacaklarını hiç mi düşünmüyorlar?

Yoksa bu çirkin ifadeyi kullanırken Erdoğan’a göz mü kırpmaya çalışıyorlar?

Böylelikle tutuklanmayacaklarını mı düşünüyorlar?

Paçayı kurtarmak için ‘Olympos dağında kendini halife sanan ruh hastası Zeus’a kurban mı sunuyorlar bu masumları?

Hiç mi vicdanları sızlamıyor?

Peki o zaman bu ifadeyi kullanırken daha bir dikkatli olmaları gerekmez mi?

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Yorum Yapın