Erkam Tufan’la 30 Dakika’nın Perde Arkası

Erkam Tufan’la 30 Dakika’nın Perde Arkası

Haziran’dan bu yana ‘30 Dakika’ programını yapıyorum.

Dostlar “Hadi ne duruyorsun yapsana” diye beni ittirmeselerdi açıkça söyleyeyim buna cesaret edemezdim.

Neden mi?

Bir kere ben Youtube’tan nasıl yayın  yapılır bilmiyordum, hayatta yapmışlığım yoktu çünkü.

BugünTV’de ne güzel stüdyoya girdiğimde her şey hazır oluyordu. Işıklar, masa, beyaz ayarlar falan. Yayınımı yapıp elimi kolumu sallayarak çıkıyordum. Şimdi düşünüyorum da ne konformuş!

Cesaret edemeyişimin ikinci sebebi ise, yayına çıkacak adam bulabilecek miyim sorusuydu. Öyle ya, pek çok gazetecinin bile müstear isimlerle yazdıkları bir dönemde ekrana çıkmak kolay bir mesele değildi.

Ancak niyet edip kolları sıvayınca nasıl bir bereket ise bütün kolaylaştırıcı faktörler üzerime üzerime gelmeye başladı.

Bu iş için evvela bir bilgisayar gerekliydi. Allah’tan Türkiye’den çıkarken MacBook’umu yanımda getirmiştim.

Youtube’tan anlayan arkadaşlarımı aradım, bende intikal biraz zayıf olduğu için sağ olsunlar “Bilal’e anlatır gibi” anlattılar. Başlarının etlerini yedim diyebilirim.

İyi ama çekimi nasıl yapacaktım?

Etrafımdaki mühendis ve bilişimci arkadaşlar hemen devreye girdiler. Skype diye bir program önerdiler. Denedik gayet iyi oluyordu. Üstelik bizim kelebek dediğimiz şekilde iki, hatta üç pencere açılabiliyordu.

Hadi çekimi yaptık ama çıplak görüntü iyi olmayacaktı. Yayının altına KJ yani spot cümleler yazmamız gerekliydi. TV yayını standardını yakalayalım, dedik.

Montaj işi çıktı karşımıza. Hiç anlamadığım bir konu. Bir baktım, Türkiye’den çıkmak zorunda kalmış pizza dağıtan bir arkadaş, “Abi ben bu işin uzmanıyım yıllarca bu işi yaptım” demez mi!

Hani dedim ya bütün kolaylaştırıcı faktörler üzerime üzerime gelmeye başladı diye. Aynen öyle oldu. Olmaya da devam ediyor.

Benimkisi de acze binaen gelen nimetler gibi. Hani derler ya en zayıf en aciz yaratık elma kurdu; ne aklı var, ne gücü. Allah onu elmanın içinde yaratmış. Benim ki de o hesap işte.

Başlangıçta yayınları bir arkadaşın iş yerinin bir köşesinde yapmaya başladım. Pencerenin kenarına masayı dayadım. Çünkü ışık kuvvetli olmalıydı. Ama hava parçalı bulutlu olduğunda yayın kötü oluyordu.

Bir gün yayına hazırlanırken -hazırlıktan kastım masayı pencerenin kenarına çekmek üstüne kutu koymak onun üstüne de bilgisayarı yerleştirmek- Türkiye’den gelmiş bir esnaf arkadaş beni gördü. ‘Burada mı çekiyorsun programı?’ deyince, ‘Evet’ dedim. ‘Neden pencere kenarı?’ dedi, ben de anlattım.

Sonra beklediğim o soruyu da sordu: Bu iş için sana ne lazım? Gözlerim parladı.

3 tane spot ışık, 1 yeşil perde dedim. Çünkü bir süreden beri aklımda sanal stüdyo vardı. Sağ olsun gerekli olan 200 Euro’yu hemen çıkarıp verdi.

Şükür artık sanal stüdyomuz da olmuştu.

Arkadaşın iş yerinde çekim yapmak zor oluyordu. Arkadan gelip geçenler, sesler falan.

Ben de teşkilatı eve taşıdım. Bir süreden beri yayınları evin salonundan yapıyorum. Hanım şimdilik bir şey demiyor ama ortalığı dağıttığım için kötü kötü baktığını hissedebiliyorum. Bir çıngar çıkmaz inşallah!

Daha iyi nasıl yapabiliriz?

“30 dakika” tam anlamı ile kolektif bir çalışmanın ürünü. Mümkün olduğunca televizyon kalitesinde yayın yapmaya çalışıyoruz. İnanın her gün daha neler yapabiliriz diye dostlarla kafa patlatıyoruz.

Hala çok eksiklerimiz var. Ses ve görüntü kalitesini arttırmamız lazım. Elde olmayan sorunlarla da karşılaşabiliyoruz.

En son Adem Yavuz Arslan ile yaptığım programda belki dikkatinizi çekmiştir. Sunumda beni sürekli hopluyor gördünüz. Aslında hoplayan ben değilim. Kolumu masaya koyduğumda masa yaylanıyor, masa yaylanınca masanın üstündeki karton kutu hareket ediyor, karton kutu hareket edince de çekimi yapan laptop zıplıyor. Sonucunda da siz beni hoplar vaziyette görüyorsunuz.

Bu problemin çözümü konusunda yeni arayışlar içine girdiğimizden emin olabilirsiniz. Bizim AR-GE sıkı çalışıyor.

Bugünler geçtiğinde bunlar hep hoş anılar olarak kalacak eminim.

Dedim ya hala eksiklerimiz var. Kamera gibi, bilgisayar gibi, telsiz yaka mikrofonu gibi… Elimizdeki laptop bu yaynlar için yetmiyor. Daha güçlü bir bilgisayar gerekli. Yeni projelerimiz de var, tabii bunlar imkanlara bağlı. Biz de eksiklerimizi gidermek adına https://www.patreon.com/erkamtufan sitesi üzerinden yardım toplamaya başladık. Ne yapalım başka çare yok. Dünyada da bu işler gördüğüm kadarı ile böyle oluyor.

Neyse bu arka plandan sonra ‘30 Dakika’ programına ait bazı detaylardan bahsedeyim.

Önce gelen tepkiler

Gerek Twitter üzerinden, gerek Youtube yayınının altına gelen yorumlardan pek çok dönüş alıyorum. Youtube yayınının altındaki yorumları filtreli yapma zorumda kaldım. Sadece benim onayladıklarım yayınlanıyor. Çünkü akla hayale gelmeyecek, bugüne kadar hiç duymadığım küfürler yazıyorlar, tehditler ediyorlar. Görebildiğim kadarı ile bunları yazanlar Erdoğanist bir kitle. Kültür ve ahlaki düşüklükleri en belirgin özellikleri. Ben o küfürleri okumaya utanıyorum onlar yazmaya utanmıyorlar.

Yalnız bu kitleye bir müjdem var, bu hakaret, küfür ve tehditlerin hepsini kaydediyorum, dosyalıyorum. Türkiye normalleştiğinde bu kitleye sürprizlerim olacak.

Yer yer havuz medyasında da ‘30 Dakika’ aleyhine yayınlar çıkıyor. Aleyhte de olsa hoşuma gitmiyor değil programların gündem olması. Reklamın iyisi kötüsü olmaz derler ya! Programın etkili olduğunu gösteriyor bu yayınlar.

Hele Cemaat kanalı diyorlar ya, beni en çok eğlendiren de bu. Yahu bu kanal Youtube kanalı. Sahibi de Cemaat değil, bildiğim kadarı ile Universal Tube & Rollform Equipment şirketi. Cemaatle ne ilgisi var! Ama ABD şirketi diye ilişki kurmaya çalışabilir bu paranoyaklar.

Ben kendi çapımda yayın yapıyorum bu kanalda. Ayrıca bu yayınlar Hizmet Hareketini de bağlamaz. Benim üzerimden kimse Hizmet’e fatura çıkarmaya çalışmasın. Sadece beni bağlar. Bu böyle biline.

Gelen tepkiler hep olumsuz değil elbette, o küfürlerden çok daha fazla tebrik ve teşvik dönüşleri alıyorum. Gözyaşları ile izledik diyenler var. Bunlar da elbette benim için ciddi anlamda şevk oluyor.

Kimi izleyenler benim tarzımı Mehmet Ali Birand’a benzetiyorlar. Evet benziyor ne yapayım. Ama bu benim kendi tarzım. Birand’a benzeyeceğim diye özel bir gayretim yok. Sadece yayınlarda değil, günlük konuşmalarımı da benzetenler var.  Ama bu mesleğin bir üstadına benzemekten de rahatsız değilim hani. Şunu da belirteyim rahmetli ile yakın bir dostluğumuz vardı. Yayınlarımdan sonra arar tebrik ve teşvik ederdi. Neyse bu da bir gün denk gelirse başka bir yazının konusu olsun. Üzerimde mutlaka etkisi vardır deyip bu konuyu geçeyim.

Gelelim yayın istatistiklerine

Haziran’dan bu yana 43 yayın yapmışım. Bir süreden beri haftada ikiye çıkardım yayınları. Haftada üç olsun diyenler var. Kolay olmayacak ama, bakalım.

Abone sayısı hızla artıyor, an itibarı ile 5.624 kişi abone. An itibarı ile diyorum çünkü sürekli artıyor. Gönül ister ki bu kadar emekten sonra daha çok kişi abone olsun. O da olur inşallah. Sosyal medyadan dostlar programın reklamını yapıyorlar sağ olsunlar.

Bir de her programdan sonra o yayının önemli yerlerini kesip Twitter’a koyan dostlar var ki, onlara da müteşekkirim. Yayının tamamı bu linkte diye de altına yazarlarsa daha güzel olur.

Peki reyting ne alemde?

Her programı en az 10 bin kişi izliyor. Bu rakam 141.073’e kadar çıktı bugüne kadar. Bu rakamlar Youtube programları için fena değil. Ama çok iyi de değil.

Bugüne kadar en çok izlenen 5 yayını sizlerle paylaşayım

  • Kamil Maman ile 17/25 Aralık Dosyası

Görüntülenme    141.073

İzlenme süresi     1.538.371 Dakika

  • Şivan Perwer ile Kürdistan Referandumu

Görüntülenme    79.650

İzlenme süresi    981.972 Dakika

  • Doç. Dr. Mahmut Akpınar ve Adem Yavuz Arslan ile 15 Temmuz Gerçekleri

Görüntülenme     43.580

İzlenme süresi    602.221 Dakika

  • Prof. Dr. Mehmet Efe Çaman ile Erdoğan-Perinçek arasındaki Aşk-ı Memnu

Görüntülenme    39.365

İzlenme süresi    552.056 dakika

  • Said Sefa ile 15 Temmuz Gerçekleri

Görüntülenme    40.431

İzlenme süresi     574.565 dakika

Bu beş konunun da ortak özelliği Türkiye’de hiçbir kanalda konuşulamayacak konular olması. Bu da bu tür yayınları daha değerli kılıyor.

Bu dört yayın dışında Hayko Bağdat ve Emine Eroğlu ile yaptığım programların da oldukça ilgi gördüğünü söylemek isterim.

İstatistiklere göre ‘30 Dakika’yı izleyenlerin %83’ü erkek, %17’si kadın. Kadınların fazla ilgisini çekmiyor demek!

Neyse laf lafı açtı yazı çok uzadı.

Sizi sıkmayacaksa zaman zaman yine “kamera arkası” yazılarına devam edeceğim.

Önümüzdeki Erkam Tufan’la 30 Dakika’da buluşmak üzere.

Not: Bu yazı ilk olarak tr724 sitesinde yayınlanmıştır.

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Yorum Yapın