Halet-i Ruhiyem

Halet-i Ruhiyem

“Hizmetine ömrümü harcadığım memlekette, dostlarım kalmadı gibi bir şey.

İnsanın düşkünlüğünü, sefaletini bilirdim ama ruh sefaletinin bu kadar karanlığını görmemiştim.

İnsan diye emek verdiklerimin hemen hepsi de ruh ve mana mefhumuna yabancı, menfaat kölesi bir takım haşerelermiş.

Ahlâksızlığın ummanı olan bu Şark’ı, yaşadıkça tanıyorum. Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar.

‘Müslüman’ız diyen insan yığını’ yok mu? Onlar, Şark’ın en aşağı tabakasını teşkil ediyor.

Yaşanan şekliyle Müslümanlık Şark’ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer, ne ahlâk, ne de Allah uzanır bunlara…

Bunların önce her şeyi bırakıp, insanlık devrine girmeleri lâzım…”

Bu cümleler bana ait değil ama ruh dünyamın bir yansıması adeta.

Nurettin Topçu’nun 11 Nisan 1965’te kaleme aldığı mektuptan bir alıntı bu satırlar.

Aradan geçen 51 yıldan sonra “şark cephesinde” değişen bir şey olmamış demek ki

Türkiye manzarası aynı Topçu’nun tarif ettiği gibi.

Zalimin yaptıklarını,

Peşinden gidenleri,

Zulmü alkışlayanları,

Zalimi sevenleri,

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapanları,

Medyayı, aydın geçinenleri, gördükçe Nurettin Topçu gibi düşünmemek, inkisara kapılmamak mümkün mü?

Meriç’te yaşanan insanlık dramından sonra şimdi burada yapılan zulümleri, ‘haşhaşilikleri’ anlatmama, tek tek sıralamama gerek var mı?

İşkenceyle adam öldürmekten, mala çökmeye, insan kaçırmaktan, terör örgütleri ile işbirliğine, rüşvetten, hırsızlığa ne ararsanız bunlarda.

İşin vahim tarafı bütün bu şenaatleri besmele çekerek yapmaları.

Aynen Topçu’nun dediği gibi, bırakın Müslümanlığı bunların her şeyden önce insanlık devrine girmeleri lazım.

Bu süreçte şunu iyice anladım ki, insanın kumaşının kalitesi çok önemliymiş. Kumaşı iyi olan Müslüman olduğunda iyi Müslüman, kötü olan Müslüman olduğunda kötü Müslüman oluyormuş, hatta Müslümanlığın yüzkarası oluyormuş.

Onun için her şeyden önce ‘insan’ olmak lazımmış.

Biz Müslümanız diyen kumaş kalitesi düşük bu toplum İslam’ı temsilden ziyade İslamofobi’nin temel kaynağıdır.

Birkaç vicdanlı insan dışında zulümlere tepki veren gördünüz mü?

“Ahlâksızlığın ummanı olan bu Şark’ı, yaşadıkça tanıyorum. Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar” demekle Topçu çok haklı değil mi?

 

Not: Bu yazıyı kaleme aldığım saatlerde bir mazlumun işkence ile öldürülmesi anlatan bir belgesel üzerine çalışıyordum. Öfkem büyük. Bu sebeple yazıdaki üslubum biraz sert oldu. Yazımın başlığında da dedim ya “halet-i ruhiyem” bu.

Bunlarda İlginizi Çekebilir

Yorum Yapın